Geçimini zorla temin eden fakir, yumuþak huylu bir adam vardý. Aðzý var, dili yok olan bu adamýn müsrif ve hilekar bir karýsý vardý. Adam eve ne getirse hemen harcar, boþa giderirdi. Adam da korkusundan sesini çýkaramazdý.
Bir gün adam, misafirini aðýrlamak için bin bir sýkýntýyla 2 Kg. et aldý, eve getirdi. Kadýn eti kebap edip komþularýyla bir güzel yedi. Akþamüstü adam misafiriyle beraber eve geldi. Hanýmýna:
- "Haným! Biz geldik, yemek hazýr mý?" diye seslendi. Kadýn üzgün bir halde:
- "Ah efendi, baþýma neler geldi, bir busen. Senin gönderdiðin eti tam piþirecektim ki, bizim tekir kedi eti aldýðý gibi kaçtý. Arkasýndan çok koþtum ama yetiþemedim. Napalým, saðlýk olsun. Haydi þimdi git yine et al da gel" dedi.
Adam karýsýnýn huyunu bildiði için sesini çýkarmadý. Ama þüphelenmiþti. Hizmetçisini çaðýrýp:
- "Aybek, çabuk teraziyi getir, bizim kediyi tartacaðým." Aybek teraziyi getirdi. Adam kediyi tarttý, kedi 2 Kg. geldi. Hanýmýna:
- "Haným! Bu kediyse, söyle et nerede? Yok etse, bizim kedi nerede?" dedi.
ÖÐÜTLER:
* Yalancýnýn mumu yatsýya kadar . yanar. Hile ve yalana baþvuranýn yalaný çabucak ortaya çýkar. Çünkü gerçekler saklanamaz.
* Suyla yaðýn Resûlullah (s.a.v.) birbirine karýþmadýðý gibi, doðruyla yalan da birbirine karýþmaz.